Paenibacillus larvaları, dünya çapında bulunan ve bal arısı larvalarının (Apis mellifera) ölümcül bir hastalığı olan Amerikan yavru çürüklüğüne neden olan bir bakteri türüdür. En az otuz beş yıl canlı kalabilen Gram pozitif sporlar oluşturan, çubuk şeklinde bir bakteridir.

AYÇ enfeksiyonları, gelişmekte olan yavruları beslerken bakıcı arının ağız parçalarındaki sporların larvalara yayılmasıyla başlar. Bir günlük larvalarda enfeksiyona neden olmak için sadece 10 civarında spor gereklidir. 24 saatten daha eski bir arı larvası, AYÇ ile enfekte olmaya en duyarlı aşamadır. Larvalar ne kadar gençse, enfeksiyona neden olmak için o kadar duyarlı ve daha az spor gerekir.
Bakıcı arılar tarafından beslendikten sonra genç larvalar, larvaların bağırsaklarında filizlenen bakteri sporlarını yerler. Bakteri, larvalar kapatıldıktan sonra hızla çoğalmaya başlar ve sonunda enfekte olmuş larvaları pupa öncesi veya pupa aşamasında öldürür. Larva öldükten sonra, hücrelerin kenarlarına yapışan kurumuş bir kabuk haline gelir. 

Dünyanın her yerinde görülen AYÇ oldukça bulaşıcı bir hastalık olup, diğer yavru arı hastalıkları içinde en tehlikelilerindendir
Hastalığa yakalanmış kovan her geçen gün zayıflayarak söner. Bu hastalık yüksek derecede bulaşıcı bir hastalıktır ve en zararlı arı hastalıklarından biridir. Hastalık sadece bireysel olarak larvalar için değil aynı zamanda tüm koloni için oldukça öldürücü ve tehlikelidir. Arıların çok az hastalığı AYÇ gibi bulaşıcı ve öldürücüdür. Mevsimsel olarak sık görüldüğü bir dönem yoktur. Yumurtanın mevcut olduğu her dönemde karşılaşılabilir. Ancak yumurtlamanın yoğun olduğu dönemde daha fazla görülür. Hastalık etkeni Paenibacillus larvae ssp. larvae (White)’dır. Gram pozitif ve sporlu bir bakteridir. Etkenin sporları patojendir.
Spor formu oldukça dayanıklıdır. Toprakta 60 yıl, kovanda 33 yıl, 100C’ye ısıtılmış balda 30 dakika, normal balda 1- 10 yıl, temel petekte 45 yıl, eritilmiş balmumunda 5 gün (72◦C), 116◦C’ye ısıtılmış balmumunda 20 dakika yaşayabilir. 
Sporlar ısıtma, soğutma ve kimyasallara oldukça dirençlidir, hem bal hem de poleni kontamine ederler. Hastalık özellikle larvaları etkiler. Kolonideki işçi arı, ana arı ve erkek arı larvaları bu hastalığa yakalanabilir. Ergin arılarda infeksiyon görülmez. Ergin arılar beslenme sırasında etkeni yavrulara bulaştırabilirler. Özellikle yumurtlamadan 12-36 saat sonra en duyarlı oldukları zamandır. 10 adet spor bir larvayı infekte edebilir. Herbir larvada 2.5 milyar spor bulunabilir. Ölü larvanın bulunduğu hücre gözünün temizlenmesi ve larvaların beslenmesi sırasında erişkin arılar tarafından hastalık kovana yayılır. Koloniler arasındaki bulaşma yolları ise farklılık gösterir. Hastalık bulunan kovandan larva ya da yumurta bulunan peteklerin, arıların sağlıklı kovanlara verilmesi, kovan birleştirme, hastalıklı kolonilerdeki polen ya da balın sağlıklı kolonilerin beslenmesinde kullanılması, yağmacılık, kovanları şaşıran arılar, hastalıklı kovanlardan elde edilen oğullar, hastalıklı kovanlardan ana arının sağlıklı kovanlara verilmesi, bulaşık kovan ve ekipmanların kullanılması, kovanların farklı bölgelere taşınması hastalığın arılıktaki koloniler ve arılıklar arasında yayılmasında oldukça etkilidir. 
Hastalık öncelikle yavruları etkiler. Genç ve erişkin arı sayısı azalmaya başlar. Kolonide yavru üretmek mümkün olmaz. Koloni zayıflamaya başlar, anormal arı uçuşları ve arılarda tembellik görülür. Kovan çevresinde kapalı ve açık gözlerden sökülerek atılmış koyu renkli larvalar dikkati çeker. Peteklerdeki yavru gözleri düzensiz olup açık ve kapalı gözlerin bir arada olması nedeniyle petek alacalı ya da damalı manzara denen bir görünümdedir. Ölü larvalar tam olarak petek gözlerinden uzaklaştırılamadığı için gözlerin temizlenememesi sonucu ana arı mozaik şeklinde düzensiz yumurta bırakır. 
Bazen yavru alanlarındaki petek gözlerinde bal ve polen depolandığı görülebilir. Kapalı yavru gözlerinde kapak rengi solmuş, içeri çökmüş ve nemli görünümdedir. Ölümler genellikle kapalı gözlerde olur. Kapalı gözlerin kapakları toplu iğne başı büyüklüğünde delinmiş bir görünümdedir. Ölü larvanın rengi önce donuk beyaz, daha sonra sarı, açık kahve, çikolata kahve ve son olarak siyah renge dönüşür, yapışkan bir görünüm alır. Ölü larva çikolata rengini aldığında bir kibrit çöpü sokulup çekilirse, larva iplik gibi 2.5-10 cm uzar. Hastalık ilerlediğinde larvalar yavru gözlerine yapışır ve ergin arılar tarafından uzaklaştırılamaz, bazen zamanla kurur ve çerçeve sallandığında petek gözlerine çarparak ses çıkarabilir. Eğer ölüm pupa döneminde olursa, pupa ya da öküz dili olarak isimlendirilen ve pupaların dilinin dışarı uzaması ve petek gözünün tavanına yapışması görülür. Bu görünüm hastalık için tipiktir, ancak bu belirti çok yaygın olarak görülmez.

Ayrıca hastalıklı kovanlar açıldığında zamk ya da balık kokusu hissedilir. Bütün bu bulgular AYÇ hakkında fikir verse de kesin teşhis sadece doğru ve standart laboratuvar incelemeleri ile gerçekleşir. Amerikan yavru çürüklüğü hemen her ülkede; ihbarı mecburi hastalıklar arasında yer almaktadır. Ülkemizde bir yerde salgın bir arı hastalığının çıktığını haber alanlar 3285 Sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanununun 9. ve 10. maddelerine göre illerde Bakanlık İl Müdürlüğüne, ilçelerde İlçe Müdürlüğüne derhal bildirmelidir. 
Arıcılıkta AYÇ’nü kontrol etmek için başarının sırrı, hastalığı erken dönemde bulmaktır. Arıcılar, kolonilerini dikkatle incelemeli, hastalığa karşı daima tetikte olmalıdır. Klinik bulgular, hastalığın teşhisinde önem taşısa da, kesin teşhis için marazi madde alınarak laboratuvar muayenelerinin yapılması gereklidir. Arıcılar şüphelendikleri kovanlardan bal, petek ve larva örnekleri alarak ilgili teşhis laboratuvarlarına gönderebilirler. Tipik semptomlar, hastalıklı ve şüpheli örneklerden kültürel, biyokimyasal ve mikroskobik incelemeler oldukça önemlidir. Bu yöntemler genel tanı için etkili ve ekonomik olarak uygun olmakla birlikte, özellikle Amerikan ve Avrupa Yavru Çürüklüğü etkenlerinin izolasyonunda yanlış teşhise ve etkenin belirlenme süresinin uzamasına da neden olabilmektedirler.Son yıllarda özellikle birçok dünya ülkesinde daha gelişmiş ve etkili yöntemler uygulanmaya başlanmıştır. 


Mücadele Yöntemleri:

1-Hastalıklı kovan ve balın imhası: 
Ülkemizde ihbarı zorunlu olan bu hastalıkla en kesin ve etkili mücadele yöntemi, hastalıklı kolonilerin tümüyle yakılarak yok edilmesidir. Kovan gövdesi pürmüzle iyice alevden geçirilerek yakılmalı ve körük, maske, el demiri, yemlik, ana arı ızgarası gibi bulaşık olan malzemeler dezenfekte edilmelidir. Böylece hastalığın diğer kolonilere bulaşması önlenmiş olur. Çerçeve ve kapaklar arı, larva, propolis, bal ve balmumundan arındırıldıktan sonra yakılmalıdır. Bu artıkları temizlemek için önce el ile kazıma, sonra kostik soda ile suda kaynatma ya da sadece suda kaynatma yapılabilir. Daha sonra büyük bir çukur açılarak yakılır. 
Bu işlemin yağmacılığı önlemek ve daha rahat çalışabilmek için gece yapılması daha uygundur. İnfekte kovanlarda arılar, bal, infekte larva ve çerçeveler yakılarak yok edilmelidir. Bu amaçla kovan arılıktan uzak bir alana götürülerek hastalığın bulunduğu kovanın girişi gece, bir gazete kağıdı ya da maskeleme bandı ile kapatılır ve kovana arıları öldürmek için insektisid dökülür. Yaklaşık 48 saat sonra da kovan yakılır. Fakat arıcı bunu yüksek maliyet ve uğradığı ekonomik zarar nedeniyle uygulamak istemez. Bunun için alternatif yöntemler geliştirilmeye çalışılmaktadır. 

2-Silkeleme:
Hastalıklı kovanın arıları ve ana arısı boş ve temiz bir kovana alınır. Yeni kovana temiz temel petek konur. Yavrulu ve ballı çerçeveler kesinlikle yakılmalıdır. 
Hastalıklı kovandan elde edilen ballar kesinlikle ve kesinlikle arıları beslemede kullanılmamalıdır. Arıların bal midelerinde bulunan kontamine balın arılar tarafından harcanması sağlanır. Nektar akımı zayıfsa uygulamadan 1 gün sonra şurup verilir. Bundan 3-4 gün sonra kovana bulaşık olmayan kabarmış petek, ballı ve yavrulu çerçeveler verilmelidir. 

3-Radyoaktif uygulama:
Gamma ışını uygulamasıdır. Kobalt - 60 kaynağı tarafından yayılan gamma ışınları, P.l.larvae spor, endospor ve vegetatif formlarını öldürmüştür.
Kontamine petek ve ahşap ekipmanın sterilizasyonunda güvenle kullanılır. Arı beslenmesinde kullanılan polen ve bal da bu işleme tabi tutulur. Ancak bunu arıcıların uygulaması pek mümkün değildir.

4-Sıvı parafine daldırma:
Hastalıklı kovanın arıları, petekleri ve balı yakıldıktan sonra ahşap kovan ve uygun alet ve ekipman 10 dakika süreyle ısıtılmış 160°C’ deki parafine batırılır. Ancak deri ile temas olursa ciddi yanıklar oluşabilir. Bu son 2 yöntemin arıcılar tarafından uygulanabilirliği tartışmalıdır. Son yıllarda esansiyel yağların hastalıkla mücadelede kullanımıyla ilgili araştırmalar yapılmaktadır. Laboratuvar koşullarında yapılan incelemelerde oldukça da etkili bulunmuştur. Bu yağlar hem kovanda kalıntı bırakmamaktadır, hem de arılar için zararlı değildir. Fakat bu çalışmalar henüz daha yeni oluğu için koloni bazında başarılı olduğuna dair bilgiler henüz sınırlıdır ve araştırmalar devam etmektedir.
Metal şurupluklar, el demiri, körük, ana arı ızgarası, maske, eldiven vb. malzemeleri dezenfekte etmek için ise kaynar su, su ve buhar, potasyum hipoklorit, çamaşır suyu, hidrojen peroksit, zefiran, potasyum ve sodyum sabunu, kireç kaymağı, kireç, sönmemiş kireç, kostik soda, kostik potas, oksijenli su, doğal bitki özleri; sitrik, formik, laktik, oksalik ve asetik asit; alkol, formol ve sodyum karbonat kullanılabilir. 
Aynı zamanda hastalık çıkan kovanda ananın değiştirilmesi de oldukça yararlı olacaktır. Tedaviden daha çok hastalığın oluşmasını engellemek yani korumak asıl önemli olandır.


Korunma:
AYÇ oldukça hızlı yayılan ve zarar gücü yüksek olan bir hastalıktır. Bu nedenle korunma tedbirlerini uygulamak oldukça önemlidir. Bunları kısaca özetlersek;
1-Arıcılar hijyenik çalışmalı.
2-Hastalıklı kolonilerden bal, petek, çerçeve, ana arı, işçi arı ve yavrulu çerçeveler başka bir kovana aktarılmamalıdır.
3-Kaynağı bilinmeyen oğullar arılıklara sokulmamalı, oğul kovana alındıysa en az 3 ay süre ile arılıktan uzakta tutulmalıdır.
4-Ana arıyı değiştirirken, ana arının hastalıklı koloniden olmamasına dikkat edilmelidir. 
5-Koloniler kaynağı bilinmeyen bal ve polenle beslenmemelidir. 
6-İlkbahar ve sonbahar dönemlerinde koloniler açılmalı ve hastalık semptomları açısından kontrol edilmelidir. Hastalığın erken dönemde belirlenmesi yayılmasına da engel olur. 
7-Hastalığın ilk görüldüğü kovanlar derhal arılıktan uzaklaştırılmalı, bu kovana ait bal, petek ve yavrulu çerçeveler imha edilmelidir. 
8-İnfekte koloniler ile temas eden tüm alet ve ekipman (eldiven, körük, el demiri, maske vb.) temizlenmeli ve dezenfekte edilmelidir. 
9-Temiz materyal ile kontamine materyal karıştırılmamalıdır. 
10-Koloniler arası yağmacılığı önleyici tedbirler alınmalıdır.
11-Arılıkta petek, bal vb. artıklar bırakılmamalı, arılık, arıcılık alet ve ekipmanları temiz tutulmalı ve alet ve ekipmanlar her çalışmadan sonra dezenfekte edilmelidir.
12-Arıcılar kovan kontrollerinden önce ve sonra ellerini sabunlu su ile yıkamalıdır.
13-Diğer arı zararlıları ile (varroa, petek güvesi vb.) mücadele edilmelidir.
14-Arlığa yakın diğer arılıklara da dikkat edilmelidir.
15-Kovanlar sık sık kontrol edilmelidir.
16-Eski petekler düzenli olarak yenilenmelidir. 

AYÇ’nin kontrolünde; *Antibiyotik kullanılmaması, *Genetik olarak hastalığa dirençli arı ırkları ve ana arı ile çalışılması, *Bütün arıcıların AYÇ mücadelesini iyi öğrenmesi, bu hastalığın diğer arı hastalıklarından daha tehlikeli ve farklı olduğunu bilmesi, erken teşhis için sık sık kovanları kontrol etmesi en etkili mücadele ve korunma yöntemleridir.