Propolis ilk kez Yunanlılar tarafından keşfedilerek doğal antibiyotik olarak kullanılmıştır. (Kutluca ve ark., 2006). 

Propolis Yunancada pro (ön) ve polis (şehir) anlamına gelen sözcüklerin birleşmesinden meydana gelmiştir ve eski zamanlardaki arıcılar tarafından arıların kovanın girişini bu madde ile kapladıkları göz önüne alınarak şehirden önce anlamına gelen propolis adı verilmiştir. (Ghisalberti, 1979)

Bal arıları "Apis mellifera" propolisi, çiçeklerin ve tomurcukların koruyucu reçinelerini alt çeneleriyle kazıyarak toplar, ağızda nemlendirip yumuşatarak ve bu sırada bazı enzimler ekleyerek pelet haline getirir ve peleti ön bacaklarını kullanarak arka bacaklarındaki polen sepetine aktarırlar. (Ghisalberti, 1979; Krell, 1996)

Propolisin içeriği bitki vejatasyonuna ve toplandığı zamana göre farklılık gösterir. Propoliste bugüne kadar yaklaşık 180 farklı bileşik tespit edilebilmiştir. Propolisin kimyasal kompozisyonu bal arıları tarafından ziyaret edilen bitkilerin geniş oranda olmasına bağlı olarak oldukça değişkendir. Ayrıca balmumunun içeriğindeki çeşitlilik de ham propolisin kimyasal kompozisyonunu etkilemektedir. (Crane, 1990)

Arıların propolis kaynağını hangi bitkilerden topladığını saptayabilmek için polen analizi yapılarak bitkisel kökeni bulunabilmektedir. Bu sayede propolisin kökenini oluşturan bitkiler tespit edilmektedir. Propolisin toplandığı bitki kaynaklarının bilinmesi standardizasyon oluşturulması açısından önem taşımaktadır. Crane (1990), bal arılarının propolis topladığı en az 67 tür tespit etmiştir. 

Kavak, kestane, dişbudak, huş, çeşitli erik türleri ve söğüt önemli propolis kaynağı bitkilerdir. Ancak arıların propolis kaynağı olarak kullandıkları bitki türleri bölgeden bölgeye farklılık gösterebilmektedir. Farklı orjine sahip propolis örneklerinin biyolojik aktiviteleri ile ilgili çok sayıda çalışma yapılmış ve farklı biyolojik aktivite tespit edilmiştir. 

Brezilya propolisinin antibakteriyal, sitostatik, serbest radikal koruyucu aktivitesi belirlenirken, Bulgar propolisinin bakterisidal, anti fungal ve antiparaziter aktivitesi belirlenmiştir. Türk propolisinin ise antibakteriyal, antifungal, antioksidan, antikarsinojenik, yara iyileştirici, hücre yenileyici gibi bazı biyolojik aktiviteleri incelenmiştir. (Silici, 2003) 

Propolisin rengi, reçinenin kaynağına bağlı olarak açık sarıdan koyu kahverengiye kadar değişebilir. Propolis, 25-45 ºC sıcaklıklarda, yumuşak, esnek ve çok yapışkan bir maddedir. 15 ºC’den az sıcaklıklarda kısmen donmuş veya donmaya yakın halde olup, sert ve kırılgan bir haldedir. 45 ºC’nin üzerinde yapışkanlığı artar, 60-70 ºC’de sıvı hale geçer. Fakat bazı örneklerde erime noktası 100 ºC’yi bulabilmektedir. (Krell, 1996)

Propoliste sahip olduğu flavonoid çeşidinin 25 tanesi bal ile ortaktır. Balın mucizevi bir besin kaynağı olduğu düşünülürse bu ortaklığın propolisi de değerli bir ürün olarak karşımıza çıkarmaktadır. (Maciejewicz, 2001; Maciejewicz ve ark., 2001)

Ayrıca propoliste Mg, Ca, I, K, Na, Cu, Zn, Mn ve Fe gibi elementlerle B1, B2, B6, C ve E vitaminleri ile çok sayıda yağ asidi tanımlanmıştır. Propolisin süksinik dehidrogenaz, glukoz-6-fosfataz, adenozin trifosfataz ve asit fosfataz gibi enzimler içermektedir. Propolisteki en önemli farmakolojik aktivite gösteren bileşenler flavanoidler olan flavon, flavanol ve flavanonlar ile çeşitli fenolikler ve aromatiklerdir. (Krell, 1996) 

Fenolik maddelerin gıda sanayi yanında farmakolojide de kullanım alanı oldukça geniştir. İlaç sanayinde fenolik maddelerin özellikle antimikrobiyal özelliklerinden yararlanılmaktadır. Propolis antimikrobiyal özelliğe sahip, yaklaşık 80 tanesi flavanoid olan, yüzlerce farklı madde içermektedir. (Bankova ve ark., 1983)